Euro 2.20 lira olur mu?
(Yayın Tarihi
30.07.2010)
Döviz kuru hareketleri Türkiye'nin nerede ise hiç bitmeyen tartışması.
Hayır olmaz; bence kesinlikle euro bu yıl 2.20 TL olmaz…
Üzüldünüz mü; yoksa sevindiniz mi?
Eh mutlaka üzülen de vardır sevinen de! Ama döviz kuru tartışması
Türkiye'nin nerede ise hiç bitmeyen tartışmasıdır (cari açık tartışması
ile birlikte!). Kimi zaman "TL çok değerli" diye tartışılacaktır; kimi
zaman "TL çok değersiz" diye.
Geçen hafta ekonomistlerin de belli bir ilgi ile izledikleri Big Mac
Endeksi açıklandı. Bu endeksin 2010 hesabına göre TL sadece yüzde 4
değerliymiş! Yüzde 4 nedir ki? Hani sıkı bir yellensek (!) kapanacak bir
fark gibi değil mi?
Ama bütün resme bakarsanız durum öyle değil… Çin parası Yuan yüzde 48
değersiz (devalüe) çıkıyor! Tabi ki Türkiye'nin uluslararası
piyasalardaki rakibi Çin değildir. Ama dünya imalat sanayi liderinin
parası bu kadar devalüe edilmiş bir durumdayken sizin paranızın yüzde 4
değerli olması önemlidir değil mi?
Ben hep şunu savundum: Türkiye'nin bir sanayi ve kalkınma politikası
olmalıdır. Bu politika hükümetlere göre değişmez; değişmemelidir. Ama
kimse son yirmi yıldır Türkiye'nin nasıl bir sanayi ve kalkınma
politikası olduğunu söyleyemez.
Yok eğer birileri, "Olur mu canım; işte yabancı sermaye çekerek ülke
kalkınıyor" derse buna da karşı dururuz. Çünkü Türkiye'ye gelen/ çekilen
sabit sermaye yatırımı (yani uzun dönemli yabancı kaynak) değildir.
Gelen para, Türkiye'de yüksek reel faiz olduğu için (ve risk de buna
göre düşük olduğu için), kısa dönemde kazanç sağlamaya gelen portföy
yatırımlarıdır (yani "sıcak para"dır).
Zaten tam da bu nedenle İMKB rekor üzerine rekor kırmaktadır. Çünkü
yüksek reel faiz, banka ve finans kuruluşlarının kazançlarını patlattığı
için bu kuruluşlarının Borsada işlem göre hisse senetleri de
patlamaktadır.
Sıcak para ile kalkınma olmaz. Olmaz kardeşim, menfaatin var diye "olur"
diyerek adamı fıtık etme! Dünyada bunun örneği yoktur ve olmayacaktır
da.
Ama dünyada dışsatıma dayalı sanayileşme modeli ile kalkınan ülkeler
vardır. Son elli yıldır sırası ile Almanya (1950'lerde), Japonya
(1970'lerde), Güney Kore (1980'lerde), Çin (1990'larda) ve Hindistan
(2000'lerde) dışsatıma dayalı sanayileşme modeli ile kalkınmışlardır.
Bu örnekler ortada iken, olmayacak bir ‘sıcak para ile kalkınma
modeli'nin peşinde koşmak; ya da insanları bu biçimde kandırmak neyin
nesidir? Merkez Bankası Başkanımız, "İhracatçılar döviz kuruna
takılmasınlar; verimlilik artışına yoğunlaşsınlar" diye buyurmuşlar!
Emirleri olur… Bir de bize bunun nasıl yapılacağını lütfedip söylerler
mi?
Daha altı ay önce euro kuru 2.20 TL idi. Şimdi 1.95 TL'dir. Kabaca yüzde
12 - 13 değerlenme vardır. Hangi babayiğit tanıyorsunuz ki altı ayda
işletmesinde verimliliği yüzde 10 artıracak? Hem de bunu en az on yıldır
beceriyor olacak?
Şaka mı bu? Hani "Bekara karı boşamak kolay" derler ya; işte bizim Sayın
Merkez Bankası Başkanımız da aynı o sözdeki gibidir: Yaşamında üç koyun
gütmemiş (bir kere bile imalat yapmamış ve dış piyasalara mal satmamış)
birisi için "ama siz de verimlilik artırın" diye nasihat vermek çok
kolaydır, çok!
Daha da ileri giderek verimlilik artırma konusunda da bir söz edeyim.
Verimlilik artışının esası, aynı girdi (input) ile daha çok çıktı
(output) elde etmektir. Ya da daha az girdi ile aynı çıktıyı sağlamak.
Bir bakıma da maliyet azaltmaktır. Yani daha az eleman kullanmaktır.
Yani işsizliktir.
Sayın Merkez Bankası Başkanımız verimlilik artırın derken aslında "İşten
eleman çıkarın" demek mi istemektedir? Başbakanımız bu söylemin
farkında mıdır? Farkındaysa bu öneriyi desteklemekte midir?
Neyse boş verin; biz ne kadar yazsak da finans baronları gerekli
önlemleri alırlar ve karlarına kâr katarlar. Türkiye'de döviz kuru da
(kriz dönemlerinde kısa dönemli patlamalar dışında) hep düşük gider.
Yani euro bu yıl 2.20 TL falan olmazzzzz…
|
İlgili Kategoriler
Bakınız
|