Ana Sayfa
Ortaklık Programı Hakkımızda
Tavsiyeler & Haberler
Yönlendirme
Reklam
 
Tavsiyeler

Küresel Kriz ve Türkiye’ye Yansımaları?

Yayın Tarihi
27.10.2008

ABD’deki ekonomik kriz neticesi yapılan doğrudan müdahale ve hazırlanan yardım paketleri sonrası piyasalarda tekrar normale dönüş sinyallerini görmek herkesin umudu. Biz ise umudu bir kenara bırakıp, bu krizin nedenlerini, ülkemizi ve bizleri nasıl etkilediğini araştırmak istedik: Bu anlamda krizin ortaya çıkma nedenleri nedir? Türkiye’yi ve Türkiye’deki piyasa aktörlerini nasıl etkilemiştir? Bu noktada atılması gereken adımlar nelerdir? İnceleyelim...

Kriz Neden Çıktı?

ABD’deki krizin nedenlerini madde halinde açıklamaya çalışalım:

1) ABD’de konut kredisi veren kuruluşlar teminat olarak aldıkları konut ipoteğini menkul kıymete dönüştürerek tahvil ihraç ediyor, yani piyasadan fon topluyorlardı. Topladıkları bu fonlarla da yeni kredi açıyorlardı. Oysa konut fiyatları birden düşünce ve bu krediyi kullanan bireyler bir kez ödeme güçlüğü çekince ihraç edilen bu tahvillerin de değeri düştü ve bunları ihraç eden kuruluşların mali yapısını bozdu. Şöyleki, alacaklarının değeri düşerken borçları yine aynı seviyede kaldı. Bir bakıma borçlulukları yükseldi.

2)  Değeri düşen, faiz oranının ne olacağı bilinmeyen konut ipoteğine dayalı bu tahvilleri güvence göstererek diğer finans kuruluşlarından kredi sağlamak zorlaştı. Güven bunalımı geçiren bankalar arası piyasada likidite sorunu ortaya çıktı. Bu kuruluşlar nakit sıkıntısı çeken bankalara kredi vermemeye ya da çok yüksek faiz oranıyla vermeye başladı.

3) Diğer finans kuruluşlarından kredi sağlayamayan ve fakat nakit sıkıntısı çeken bankalar çareyi tüketicilere verdiği kredileri geri çağırmakta buldu. Ayrıca bu tüketicilere kredi vermemeye başladı. Neticede konut fiyatları düştü ve kredi sağlayamayan tüketicilerin harcamaları azaldı, üretimden tüketime tüm piyasa daralmaya girdi.

Neticede liberal devletler tam da kendi kuruluş felsefelerine ters düşerek aslında çok klasik bir yol izledi ve batmakta olan kuruluşlara devlet sermayesi aktararak piyasaya müdahale etti. Doğu’da ve şüphesiz ki ülkemizde benzer müdahalelerin örneklerini fazlasıyla vermek mümkünken Batı’da literatüre Thatcherizm ve Reaganizm olarak geçmiş neo-liberal dönemden bu yana bu tür müdahalelere sert itirazlar olmuştur.   Bugün ise piyasaya müdahalenin yavaş yavaş uluslararası bir model haline dönüştüğüne tanık oluyoruz.

Türkiye’ye Etkisi

Türkiye’deki bankacılık sisteminin mevcut yapısal özelliği ve piyasadaki aktörlerin kriz sırasındaki davranış biçimleri Türkiye’nin bu krizi göreli az hasarla atlatmasına neden olmuştur. Buna göre özellikle 2001 krizinden sonra atılan adımlar Türkiye’deki bankacılık sistemini sağlamlaştırmış ve bir istikrara kavuşturmuştur. Gerçekten de BDDK’nın sıkı bir şekilde bankaları gözetimi, bankaların sermaye yeterliliklerinde bir eksiklik olmaması, döviz varlıklarıyla döviz yükümlülükleri arasında bir denge olması ve ABD’dekinin aksine Türkiye’de konut ipoteğine dayalı tahvil/bono ihracının yapılmaması olumlu birer yapısal özellik olarak karşımıza çıkmıştır.

Ayrıca, bankaların kendi aralarındaki kredi akışını kesmemeleri ve bir anlamda likiditeyi devam ettirmeleri, birey, şirket ya da başka bir finans kuruluşuna kullandırdıkları kredilerini paniğe kapılarak hemen geri çağırmamaları, mudilerin mevduatlarını çekmek için bankalara hücum etmemeleri ve bu anlamda piyasaya olan güvenlerini örtülü olarak açıklamaları da Türkiye’nin hanesine artı bir değer olarak geçmiştir.

BDDK rakamlarına göre krizi takip eden 2 haftalık periyod yukarıdaki görüşleri doğrulamaktadır. Buna göre, krizin hissedilmediği 3 Ekim günü toplam YTL krediler 274 milyar YTL iken krizin ortasında, 17 Ekim’de, (sadece) 270 milyar YTL’ye geriledi. 3 Ekim’de döviz kredileri toplamı 75 milyar USD iken 17 Ekim’de (sadece) 71 milyar USD’a geriledi. Toplam YTL mevduatı ise 3 Ekim’de 285 milyar YTL iken 17 Ekim’de 289 YTL’ye yükseldi.

Türkiye Ne Yapmalı?

Bu noktada ekonomi uzmanlarının ağız birliği yapmışçasına söyledikleri ortak söz “Bu kriz gelip geçici ve bizi etkilemiyor” yorumlarından uzak durarak olaya daha gerçekçi yaklaşmanın gerektiğidir. Atılması gereken daha somut adımlarsa şöyle sıralanıyor:

- Bankalardaki mevduat güvencesi arttırılmalı,
- Bankalara özellikle Merkez Bankası aracılığıyla (örneğin faiz oranlarını düşürerek) likidite sağlanmalı,
- Ödeme güçlüğü çeken birey ve şirketlerin borçları yeniden yapılandırılmalı. 

Krizin Bireylere Etkisi

Yukarıdaki bu olumlu sonuçlara rağmen Türkiye dolar ve euro’nun yükselişine, kredi faiz oranlarının artmasına ve özellikle konut kredilerinde 20 yıla kadar çıkan kredi vadelerinin bazı bankalarca 5-10 yıla kadar geriye çekilmesine engel olamamıştır. Bu noktada bankaların kredi verirken artık daha seçici davranacakları açıktır.

Fakat uzmanlara göre krizin bu yöndeki olumsuz etkileri makul düzeyde kalmış ve yıkıcı olmamıştır. Hatta bazılarına göre kriz yeni fırsatların ortaya çıkmasına neden olabilir. Örneğin, artan konut kredisi faiz oranlarının konuta olan talebi azaltabileceği, bunun da hem yeni hem ikinci el konut fiyatlarını düşürebileceği yorumları yapılmıştır. Öte yandan halihazırda konut piyasasında var olan durgunluğun küresel krizden ziyade yanlış hedef kitleye hitap eden planlamalar ve buna bağlı olarak yanlış fiyatlandırma politikalarından kaynaklandığı belirtilmiştir.

Öte yandan, krizle birlikte uluslararası piyasalarda ortaya çıkan likidite sorunu nedeniyle Türkiye’deki bankaların yurt dışı kaynaklı kredi bulmaları zorlaşmış ve neticede bu bankalar iç piyasaya yönelmek zorunda kalmıştır. Bu ise doğal olarak mevduat faiz oranlarını yükseltmiştir. Kısa vadede yüksek mevduat faiz oranlarının düşmeyeceği beklentisini de göz önüne alırsak, kriz yatırımcılara karlı bir yatırım aracı sunmuştur.

Hükümetin krize yanıt olarak hazırladığı tasarı ise şunları öngörmektedir:

- Yurtiçi yerleşikler yurtdışında tuttukları varlıklarını herhangi bir vergi ödemeden ülke içine getirebilecekler,
- KOBİ’lerin kullandığı kredilerin faiz yüklerinin bir bölümü Hükümet tarafından karşılanacak.

Yaşadığımız küresel kriz ABD ekonomisinin belirli bazı yapısal özelliklerinden kaynaklanmış ve hızla dünyaya yayılmıştır. Fakat finansal yapısı ABD’den farklılık gösteren Türkiye’de kriz faiz oranlarını ve döviz kurlarını yükseltmesine rağmen yine de göreli daha az hasara yol açmıştır. Ayrıca, hemen her krizde olduğu gibi bu krizde de yeni fırsatlar ortaya çıkmıştır. Düşmesi öngörülen konut fiyatları, artan mevduat faiz oranları, yurtdışı varlıklara transferleri halinde vergi muafiyetinin ve KOBİ kredi faiz yüklerinin paylaşılmasının öngörülmesi bunlara örnektir.



Facebook Hesabınla Yorumla
Yorumlar ve Cevaplar
Yayınlayan   FinZoom
Puanlama: Toplam Puanlama Sayısı: 3
Yayın Tarihi   23.11.2008
Kişisel olarak Merkez Bankası'nın faiz indirimini az buluyorum. Bence birkez daha faiz indirimine gidilmesi gerekmektedir. Böylelikle mevduattaki likiditenin piyasaya çıkması gerekiyor. Zaten ülkemizde faiz oranlarının yüksek oluşu sebebiyle para istihdama yönelmemektedir. Ayrıca ABD 1929 krizinden ders çıkartmamış olacak ki Amerikan ekonomisinin büyük bir oranını hala büyük holdingler yönetiyor ve neticede birkaç tanesinin batması dünya ekonomisini sarsıyor. Saygılarımla. Ahmet

USD/TL:5.7921 / 5.8025 EUR/TL:6.5133 / 6.525   EUR/USD:1.1245 / 1.1245   GBP/USD:1.3002 / 1.3002
Bize ulaşın Finzoom SSS Reklam Çözüm Ortaklarımız Finansal Terimler Sözlüğü Site Haritası Gizlilik Politikamız
FINZOOM © 2010 - Tüm Hakları SaklıdırBulgaria Romania Invest in Bulgaria